Oruç ve Ramazan Menkıbeleri Dini Sohbet

By | 1 Haziran 2015

Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin küçük yaşta hastalanırlar. Hz. Ali ile Hz. Fatıma çocuklar iyi olunca, ikisi de oruç tutar. Birinci gün, iftar için hazırladıkları yemeği, o esnada kapılarına gelen yetimlere vererek, iftar etmeden, ikinci günün orucuna başlarlar. O  akşam iftarlığını da, yine o saatte kapıya gelip, (Allah için bir şey verin!) diyen fakir ve miskinlere verdiler. O gece de, iftar etmeden, üçüncü günün orucuna başladılar. O akşam dahi, kapılarına gelen esirleri boş çevirmemek için iftarlıklarını bunlara verdiler.
Bunun üzerine, Ayet-i Kerime indi. Ayet-i Kerimenin Meal-i Alisi şöyledir: “Bunlar, adaklarını yerine getirdiler. Uzun ve sürekli olan kıyamet gününden korktukları için, çok sevdikleri ve canlarının istediği yemekleri miskin, yetim ve esirlere verdiler. Biz bunları, Allahu Teala’nın rızası için yitirdik. Sizden karşılık olarak bir teşekkür, bir şey beklemedik, bir şey istemeyiz dediler.  Bunun için, Cenab-ı Hak, onlara Şarab-ı Tahur içirdi.”
(insan, 7-9, 21)
Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007
Abdulkadir Geylani Hazretleri, henüz iki-üç aylıkken görülen kerametlerini annesi söyle anlatır: “Oğlum henüz birkaç aylıktı. Mübarek Ramazan ayı geldi. Birinci gün şafak söktükten güneş batıncaya kadar bütün gün hiç süt emmedi. İkinci gün de ayni durum tekrar edince anladım ki Abdulkadir oruç tutuyor.
İkinci sene Şaban ayının sonuna doğru hava fazla bulutlu olduğu için halk Ay’ı göremedi. Ramazanın başlama tarihini tespit edemediler. Abdulkadir’in bu meziyetini bilenler hemen annesinin yanına gidip onun süt emip emmediğini sordular. Gerçekten o gün Abdulkadir şafaktan beri süt emmemişti. Daha sonra o günün ramazanın birinci günü olduğu anlaşıldı.
Beşikteyken oruç tuttuğunu şu beyit ile dile getirir.

“Başlangıcım şöyleydi, dillerde söylenirdi.
Beşikteyken oruçtum, bunu herkes bilirdi.

 

Allah ona ayağını veli kullarımın omuzlarına koy derken sebebi bu olsa gerek …

 

Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007
Bir Ramazan günü Abdulkadir Geylani Hazretleri dostları bir çölden geçiyorlardı. Hava oldukça sıcaktı. Tuttukları oruçtan dolayı açlık onların takatini kesmiş ve onları halsiz bırakmıştı. Buna rağmen, yollarına devam ediyorlardı. Bu sırada karşılarında bir ışık belirdi ve onlara şöyle seslendi:

-Ben sizin rabbinizim Ramazan’da yemek içmek size haramdır. Ama şimdi size helal kıldım. Yiyiniz içiniz.

 

Bu ilginç durum karşısında heyecana kapılan bazıları, hemen su kaplarına ve yiyeceğe el attılar. Tam bu sırada Abdulkadir Geylani hazretleri dostlarını uyardı:

 

-Sakın oruçlarınızı açmayın!

 

Sonra sesin geldiği tarafa dönüp:

 

– “Euzu billahi mine’ş-şeytani’r-racim. Euzu billahimine şerri zalike” kovulmuş şeytandan Allaha sığınırım.

 

Bu görünen şeyin zararından Allaha sığınırım, der demez nur görünen şey bir anda kapkara kesildi! Şeytan kendisini süslü göstererek onları aldatmaya yeltenmiş ama oyunu çabucak ortaya çıkmıştı.
Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007

Cehennem Korkusu ve Sıcak Günde Oruç

 
Haccac ve adamları Mekke ile Medine arasında yolculuk ya­parken bir suyun başında mola verdiler.

 

Sofra kurulunca; Haccac etrafa bakın fakir birisi varsa getirin beraber yiyelim dedi. Hizmetçiler yakınlarda üzerinde bir hırka olan birini gördüler. Onu uyandırıp; Seni Haccac çağırıyor, dedi­ler ve adamı Haccac’ın yanına götürdüler.

 

Haccac:

 

-Gel beraber yemek yiyelim, dedi.

 

Adam yemem diyerek Haccac’ın teklifini reddetti cevaba şaşıran Haccac sebebini sorunca:

 

-Beni senin sofrandan daha iyi. bir yere çağırdılar.

 

-Nereye çağırdılar? Deyince adam:

 

-Allah’ın misafirliğine çağırdılar. Ben oruç tutuyorum deyince,

 

Haccac böyle sıcak günde oruç mu tutuyorsun? Deyince adam şöyle cevap verdi:

 

-Evet, bu sıcak günde oruç tutuyorum ki kıyamet gününün sıcaklığından kurtulayım, dedi.
Hazreti Ebubekir kavurucu bir yaz günü oruç tutmuş ve akşam iftar sofrasında sadece bir tas soğuk su vardır İftar vakti gelince soğuk su ile orucu nu açmak için bardağı ağzına götürdü. Fakat bardağı ağzına götürmesiyle bırakması bir oldu. Ve hıçkırıklara boğuldu bir oldu. Yanındakiler Hz. Ebubekir’in bu haline bir anlam vermediler. Hz. Ebubekir kendine gelince neden bir anda hıçkırıklara büründüğünü sordular.

Hz. Ebubekir şöyle cevap verdi:

 

Bir gün Allah Resulü (Sallallahu Aleyhi Vesellem) ile otururken eliyle hareketler yapıyordu. Sanki karşısında birisi varmış gibi ona git diyordu sordum.

 

-Ya Resullailah elini iter gibi hareket yapıyordunuz? Diye sordum.

 

Şöyle cevap verdi;

 

Dünya yanıma geldi kendini bana kabul ettirmek istedi, git dedim kendini bana kabul ettiremezsin dedim.

 

-Yeminler olsun sana, sen benden kaçıp kurtulsan senden sonrakiler benden kurtulamayacaklar kendimi onlara kabul ettiririm.

 

Hazreti Ebubekir:

 

-Bende bu soğuk suyu içerken dünyayı kabul edenlerden mi oldum diye ağladım.

 

O soğuk su içerken bunu düşünüyorsa biz soframıza inip kalkan yemekler için ne demeliyiz? Dünyanın kullarıyız dersek doğru olur mu?

 

Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007

Gıybet Dinledim Orucum Bozuldu
Allah dostlarının orucu akşama kadar sadece aç kalmak de­ğildir. Onlar orucu kendini değil haram ve mekruhlara onlar kendini şüpheli olan şeylere karşı bile kendini kapatmaktır. Onla­rın derdi sadece akşama kadar aç kalmak değil, tuttukları oruçla Rıza-i ilahiye kavuşmaktır. Onlar için yılın her ayı ramazan ayı gibi yaşıyorlardı. Sürekli oruç tutardı.

 

Bir gün oruçlu iken yanın­da Hindistan sultanı çekiştirilip, gıybeti yapılınca;

 

Dıhlevi hazretleri;

 

“Eyvah orucum bozuldu” dedi.

 

Yanındakiler; “ama efendim gıybet yapan siz değildiniz” de­yince;

 

“Gıybeti yapan da dinleyende ortaktır.” hadisi şerifi ile karşı­lık verdi.
Son Asrın Evliyalarından Hacı Cemal Öğüt Fatih Camiinde, bir Ramazan gününde vaaz ediyor. Dışarıda oruç tutmayanları, başı açıkları, namaz kılmayanları görüyor, onlara bir şeyler demesi lazım, ama direkt olarak bir şey de söylemek istemiyor.

Konuya şöyle giriyor:

 

Şu Hacı Cemal var ya, bu saf hanımla nasıl yaşayacak, nasıl idare edecek, bilemiyorum.”

 

Diyeceksiniz ki: ”

 

Senin hanım çok mu saf?”

 

Aman sormayın, o kadar saf, o kadar saf ki, isterseniz bir saflık örneği vereyim de bakın anlayın. Hacı Cemal’in de bu saf hanımla nasıl yaşayacağını siz düşünün.

 

Efendim, öğle namazından önce abdestimi aldım, cübbemi giydim, kapıya da çıktım, buraya vaaza gelmek üzere ayakkabı­larımı giyerken bizim hanım da mutfakta iftarlık yemek hazırlı­yordu. Birden feryadı bastı.

 

“Eyvah, bu da mı gelecekti başıma?”

 

Hemen ayakkabılarımı çıkardım/mutfağa doğru koştum, bak­tım, mutfakta bir şey yok.

 

Dedim ki:

 

“Hanım, yangın alarmı ve­rir gibi ne bağırıyorsun öyle? Ne var?”

 

Dedi ki:

 

“Görmüyor mu­sun kediyi?”

 

“Görüyorum, kediye ne olmuş?”

 

“Daha ne olacak? İftarlık pideleri yiyor” demez mi?

 

Tepem at­tı.

 

“Hanım sen de ne kadar cimrisin. İnsan bir pide için bu kadar çığlık atar mı? İşte camiye gidiyorum. Ne kadar pide istersen alır getiririm, hem de tazesinden” deyince, hanım bu sefer saf saf bana baktı, dedi ki:

 

“İlahi hoca, asıl saf olan sensin! Ben pideye mi acıyorum? Görmüyor musun, şu mübarek Ramazan gününde hayvan oruç tutmuyor, oruç? Şapur şupur pide yiyor. Ben hay­vanın oruç yediğine kızıyorum, ona üzülüyorum.”

 

Tepem iyice attı. Ben de dedim ki:

 

“İlahi hatun sen bilmiyor musun ki, hayvanlar oruç tutmaz, sen bilmiyor musun ki hayvanlarnamaz kılmaz, sen bilmiyor musun ki, hayvanlar açık yerlerini örtme ihtiyacı duymazlar”

 

Cemal Hoca cemaate döner:

 

“Nasıl bizim bu saf hatuna iyi söylemiş miyim?”

 

Cemaatte gülüşmeler, mesaj alınmıştır.

 

Ramazan ayının ilk günlerindeydi. Bir gece oturduğu evden dışarıya çıkan Nasuhi Efendi, dergahın bahçesinde dolaşıyordu. Onun bahçede dolaştığını gören hanımı, bahçeye çıkarak yanına yaklaştı ve

 

“Muhterem Efendim! Bu gece vakti bu bahçede niçin gezinip durursunuz?” diye sordu.

 

O da;

 

“Allah Teala bilir ama bu bayramı burada geçireceğiz.

 

Şimdiden kendime yer hazırlıyorum.” buyurdu.

 

Hanımı bunu işitince üzüldü;

 

“Niçin böyle söyleyip yüreğimizi yakıyorsunuz.” dedi.

 

Nasuhi hazretleri;

 

“Takdir-i İlahi böyledir.” cevabını verdi.

 

Aradan günler geçti. Ramazan-ı Şerif ayının orta­ sına geldiğinde, sevenlerini etrafına toplayıp, yerine oğlu Alaeddin Efendiyi halife tayin etti ve vasiyetini bildirdi.

 

Muhammed Nasuhi Hazretlerinin talebelerinden Şami Ahmed Efendi, vefat edeceği gün hocasını ziyaret etti. Muhammed Nasuhı Efendinin hastalığı iyice artmıştı.

 

Şami Ahmed Efendi ona;

 

“Efendim biraz az oruç tutup ilaç kullanırsanız rahatsızlığınız iyileşebilir.” deyince,

 

Nasuhi Efendi;

 

“Oğlum! Cenab-ı Hakk’ın inayetiyle otuz senedir farzları değil nafileleri dahi noksan yapmadım. İnşallah bu gece dergah-ı iz­zete oruçlu giderim.” buyurdu.

 

Muhammed Nasuhi hazretleri vefat ettikleri gün ikindi namazından sonra hizmetinde olan dervişlere;

 

“Bu gece Cüneyt-i Bağdadi, Abdülkadir-i Geylanı, Molla Hünkar Celaleddın, Maruf-i Kerhı, Seyyid Yahya Şirvan, Sultan Şaban-ı Veli ve Hocam Ali Atvel hazretleri teşrif buyuracaklardır. Onlara hizmette kusur etmeyin.

 

“İftar vaktinde Derviş İbrahim, Nasuhı hazretlerinin yanından odanın kapısına va­rıp iki lokma ekmek yedi. Üçüncü lokmayı yerken Nasuhi haz­retleri bir defa;

 

“Hu” diye seslendi.

 

Derviş İbrahim ekmeği bı­rakıp içeri girerken tekrar; “Hu” diye Allah Teala’nın ismini zikredip ruhunu teslim etti.-

 

Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007

Mecusi’yi Ramazana Hürmet Affediyor
Bir Ramazan günü idi. Müslüman mahallesinde oturmakta olan ateşe tapan bir Mecusi’nin küçük çocuğu Müslümanların arasında ekmek yiyordu. Hemen babası çocuğun bu halini fark etti:
-Oğlum Müslümanların arasında yemek yenir mi onlar bu günlerde oruç tutarlar onlarca muhterem günlerdir, diyerek çocuğu azarlayıp eve gönderdi.
Her faninin başına gelen ölüm O’nu da alıp götürdü ölümünden sonra şehirde bulunan bir Allah dostlarından birçoğu Mecusi’yi rüyalarında cennet’te gördüler. Halbuki hayatında Allah diye ateşe ibadet eden bir kimsenin, cennete girmesi adli ilahiye mugayirdi.
-Nasıl oldu da bu nimete eriştin! Biz seni imansız bilirdik. Hatta öldüğünde cenazen namazını bile kılmadık. Dediklerinde O şu cevabı verdi. -Evet! Doğru söylüyorsunuz. Ben Mecusi idim. Fakat bir gün küçük oğlum Müslüman mahallesinde, onlar oruçlu olduğu halde ekmek yiyordu. Ben çocuğun onların gözleri önünde ekmek yemesine müsaade etmedim. Müslümanların hürmet ettiği bir şeye bende hürmet ettiğim için Cenabı-ı Allah benim ruhumu bir Müslüman olarak aldı. Ölüm anında başıma biri geldi. Bana “Eşhedü enla ilahe illalah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resuıühu.” dedirtti ve ondan sonra ruhumu teslim ettim, o sebepten bu gördüğünüz mükafata kavuştum, dedi.
Hikayenin işaret ettiği nokta şudur. Bir Mecusi Ramazan ayına gösterdiği hürmetten dolayı imanın tadını alırsa, inanarak oruç tutan ve dilini dudağını bağlaması, şehevati nefsaniyeyi gemleyen bir mümin ve Ramazan ayına hürmet edenin durumu nasılolacaktır, Siz düşünün.Beyazıt Bestami sultanul arifin adıyla anılır. Bir gün nafile oruç tutar ve ikindiye doğru nefsinin artık orucu kabullendiğini ve artık tutmak istediğini anlayınca Sultan-ul Arifin hemen ağzına bir kaç üzüm tanesi atar ve orucunu bozar ve kendi kendine:

-Ne sana ne de bana olsun derdi.

 

Nefsinin feryat edip;

 

-Beni niye zararlı çıkardın? Diye çıkıştığını hissedince

 

-Ne sen kazandın nede ben diyordu.

 

Anlaşılan tuttuğu oruca Allahtan başkasını ortak etmek istemiyordu. Saf halis sadece onun rızası için yapmak istiyordu.

 

Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007

 
Peygamberimiz bir gün ashabına oruç tutmalarını emrederek:

 

– Ben izin vermeden kimse orucunu açmasın, buyurur.

 

Herkes orucunu tutar. Akşam olunca, teker teker müracaat edenlere, iftar müsaadesi verir. Bu arada bir adam gelerek:

– Ya Resulullah! İki genç kız oruç tuttu ve yoruldular. Zat-i alinze gelmeğe utanıyorlar. Müsaade buyurursanız iftar etsinler, dedi. Resul-i Ekrem (s.a.v.) müsaade etmedi. Adam iki defa daha geldi. Sonunda Resulullah (s.av.)

– Onlar oruç tutmadılar. Bütün gün insanların etini yiyenler, nasıl oruçlu olurlar? Git onlara söyle: Oruç tuttularsa, istifra etsinler bakalım, buyurdu.

 

Adamcağız gitti, gerekeni söyledi. Onlar da denileni yaptı ve kan parçaları kustular. Adam Resülullah Efendimize dönerek vaziyeti bildirdi. Bunu üzerine Peygamberimiz (s.a.v.):

 

– Nefsim kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki; eğer kusmayıp bu kan parçaları midelerinde kalsaydı, onları cehennem ateşi yerdi.

 

Allah Resulü Sallallahu Aleyhi Vesellem bir gün ashabıyla otururken bir an kıyametten bahsetmeye başladı. Anlatır … anlatır,  kıyamet günü kulun amellerine konu gelir.

 

Kıyamet günü birçok kimse Tehame kadar sevapla gelir. Allah Teala onların amellerini boşa çıkarır.

 

Bu dehşetli tablo karşısında ürperen Salim Mevla Huzafe Hazretleri atılarak;

 

-Anam babam sana feda olsun ya Resulullah, Biz o kavmi nasıl tanıyacağız?

 

-Seni hak dinle gönderen Allah’a yemin ederim ki, ben onlardan olmaktan çok korkuyorum.

 

-Ey Salim! Onlar oruç tutarlar namaz kılarlar ama kendilerine haramdan bir şey teklif edildiği zaman Allah Teala’dan korkmadan haram işlerler.İşte Allah onların amellerini kabul etmez.

 

Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007

 

Muhammed Bahauddin Şah Nakşibend (k.s.) Hazretlei

 

 

 

islami sohbet
dini sohbet dinle
dini sohbet videoları
kanal 7 sohbet
seviyeli sohbet
dini sohbet konuları
dini sohbet odaları
dini sohbet siteleri

Category: Genel

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

66 Spam Comments Blocked so far by Spam Free Wordpress

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.