Nur Sohbet Bazı Analizler

By | 1 Eylül 2014

Bu filozoflar “vahdet-i vücut” mesleğinden ziyade maddeci ve materyalist olan panteizm ve monizme yakın bir fikriyattalar. Ama bu onları tamamen ateist ve materyalist yapmıyor. Çünkü bu filozoflar Allah’ı bütünü ile inkar etmeyip Allah’ı, rububiyetini sebeplere devreden ilk bir sebep olarak görüyorlar. Bu fikirlerine “ukul-u aşere” demektedirler.

Ukul-u aşere: Kelime olarak on akıl, ilk akıl, hılkî ve cibilli olan akıl demektir. Bir kısım eski ve sapık felsefecilere ve hususan İşrakıyyuna göre; teselsül tâbiri ile müessiriyetini iddia ettikleri sebeblerden birincisidir. Bunun neticesi şirke gider.

Bunlara göre, akl-ı evvel Allah’ın mahluku olup ve bundan ikinci akıl, ikincisinden üçüncü akıl… ve böylece “ukul-ü aşere” dedikleri birbirinden türeyen on akıl varlığı tevehhüm edilerek dalâlete gidilmiştir.

Bunların iddiasına göre, ilk sebep olan Allah kesret âlemi olan kâinatı bizzat yaratıp idare etmiyor, bu yaratmış olduğu on akıl vesilesi ile idare ediyormuş.

Kısaca Aristo, İbn-i Sina ve Farabî gibi filozofların materyalistlikleri direkt değil dolaylıdır. Bu yüzden bu filozofların Allah aşkı hesabına maddeyi yok sayan vahdet-i vücuda yakın olmaları düşünülemez.

“Teşebbüh-ü bi’l-Vâcib” yani “Vacibü’l –Vücut olan Allah’a benzemek” terkibinde sarih ve açık bir şirk unsuru yoktur. Lakin şirke ve küfre yol açacak ve  insanı benlik ve kibre sevk edecek unsurları havidir bu terkip. Üstad’ın ibarelerinde İbn-i Sina, Farabî ve Eflatun gibi zatların açık bir şekilde şirke girdikleri manası anlaşılmıyor.

Sadece esbabperest, sanemperest, tabiatperest, nücumperest gibi şirk ve küfür fırkalarına fikri bir zemin ve onlara bir kapı araladığını vurguluyor. Yoksa her ikisini aynı kefeye koymuyor. Ama bu zatların açmış olduğu bu fikri kapıyı kullanıp şirke ve küfre düşen çok fırkalar ortaya çıkmıştır. “Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmak” ile hiçbir yönle mahlukata kıyasa gelmeyen “Allah’a benzemek” arasında çok azim fark var. İşte bu filozoflar bu noktada yanılmışlardır.

Burada “Tabiata saplanıp, şirkten tamamen çıkamayıp, şükrün geniş kapısını bulamamışlar.” ibaresi esbabperest, sanemperest, tabiatperest, nücumperest gibi ehli küfür ve şirke hitap ediyor. İbn-i Sina, Farabî ve Eflatun gibi zatları ise bunlara kapı açmak ve fikri zemin ihzar etmek noktasından tekdir ve ta’zir ediyor yoksa bunları tekfir etmiyor.

“Tabiata saplanıp, şirkten tamamen çıkamayıp, şükrün geniş kapısını bulamamışlar.” İbaresinde şükrün yolunu kapamak manası ise şirk ve küfrün bir gereğidir.

Zira kâinattaki nimet, ikram, ihsan, tezyinat, gibi çok fiil ve icraatları sebeplere verirsek, Allah’tan bilmediğimiz için teşekkürü Allah’a değil sebeplere tapmak sureti ile yapmış oluruz. Bu da şükür ve teşekkür yolunu kapamak anlamına gelir.

Elmayı ağaçtan, sütü inekten, balı arıdan geldiğini zu’m eden birisi, Allah’a değil ağaca, ineğe ve arıya perestiş eder. Böylece şükür ve teşekkürün yönü değişir, Allah’a değil sebeplere olur.

Özetle, İbn-i Sina, Farabî ve Eflatun gibi zatlar bu yola giren değil sebep olan adamlardır. Bu yüzden adi ve ami bir müminden öteye geçememişlerdir.

Category: Genel

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

166 Spam Comments Blocked so far by Spam Free Wordpress

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.