Müt’a Nikâhı Nedir?

By | 5 Aralık 2014

Selamün aleykum sevgili Dini Sohbet sitemizin değerli konukları, hep duyarız Muta nikahı v.s. diye ama ne olduğunu anlamayız veya yarım yamalak bilgilere sahibizdir. Bu gün Muta nikahını masaya yatırıp nedir ne değildir, öğrenmeye çalışacağız.

Müt’a Nikâhının Genel Çerçevesi:

Müt’a nikâhı en genel anlamıyla süreli / geçici nikâh olarak tanımlanabilir. İmâmiyye Şî’ası dışında bu nikâhı caiz gören mezhep yoktur. Müt’a nikâhının cevazı konusunda bu mezhep ulemasının ittifakı/icma’ı bulunduğu kaynaklarda zikredilir ve bunun önemli bir delil olduğu kabul edilir.1

Ca’ferîler, Müt’ada, süre ve ücretin / mehrin net şekilde belirlenmesi dışında şart aramazlar. Sürenin alt ve üst limiti yoktur.2 Mehir ise son derece basit ve semboliktir.3 Şahit tutmak gibi bu ikisi dışında kalan ve daimi nikâhta aranan şartlar müstehaptır; akdi doğrudan ilgilendirmez.4

Bu makalede müt’a uygulamasını meşrû görenlerin delilleri incelenip bu delillerin isabetli olup olmadığı tartışılacaktır.

Müt’a Nikâhını Câiz Gören Ca’ferîlerin Delillerinin Değerlendirilmesi

Müt’a nikâhını caiz gören İsna Aşeriyye Şiası’nın delillerini şu şekilde hülasa ederek değerlendirebiliriz.

a-Ca’ferîlerin en önemli delili Nisâ’ suresinin 24. âyetidir. Bu âyeti, “O halde onlardan yararlanmanıza karşılık, kesilen ücretlerini bir hak olarak kendilerine verin” şeklinde anlarlar ve âyetteki ‘istimtâ” (yararlanmak) lafzının mutlak olarak zikredildiğinde Müt’adan başka bir şeye delalet etmediğini savunurlar.

Müt’a nikâhının caiz olduğuna dair öne sürdükleri delillerin en önemlisi olan bu âyetin Müt’a nikâhıyla alakası yoktur. Âyet, mehir ahkâmının bir parçasıdır, nikâh akdi yapılıp zifaf gerçekleştikten sonra (istimta’dan maksat zifaftır) kadının mehrin tamamına hak kazanacağını ifade etmektedir. Bundan önceki 20. âyette de buna delalet vardır. Akit esnasında mehir belirlenmişse kadın, anlaştıkları meblağa, mehri konuşmamışlarsa mehr-i misle hak kazanacaktır. Nikâh yapılmış ve akit sırasında mehir belirlenmiş ancak zifaf vaki olmadan ayrılık vuku bulmuşsa kadın mehrin (müsemmâ) yarısını alacaktır.5 Şayet mehir belirlenmeden nikâh yapılmış da zifaf meydana gelmeden ayrılık söz konusu olmuşsa kadına müt’a (gönül alma kabilinden giysi vb. türünden hediye) verilecektir.6 Görüldüğü gibi âyetler mehir ile ilgili bir bütünün parçalarıdır ve birleştirildiklerinde fotoğraf tamamlanmaktadır. “Kadınlardan yararlanmanızın karşılığı olarak mehirlerini verin…” şeklindeki tercüme de hatalıdır. Çünkü mehir, kadından yararlanmanın karşılığı değildir. Kur’ân bunu açıkça şöyle ifade eder: “Kadınlara mehirlerini herhangi bir şeyin karşılığı olmaksızın gönül hoşnutluğu içinde verin.”7 24. âyet yine mehirin cahiliye Araplarının yaptığı gibi velilerin değil bütünüyle evlenen kızların hakkı olduğuna vurguda bulunmaktadır.

b-Ca’ferîler, bu âyetle ilgili olarak Abdullâh b. Mes’ûd’un kırâatında yer alan

“belli bir vakte kadar” ifadesini de kendilerini destekleyen bir delil olarak öne sürerler. 8

Tûsî’nin iddia ettiği gibi Abdullâh b. Mes’ûd’un kıraatinde Nisâ suresinin 24. âyetine “belli bir vakte kadar” ilavesinin bulunması9 mütevatir değil şâzz kıraattir ve bu tür konularda bir anlamı yoktur.10 Kaldı ki Abdullâh b. Mes’ûd’un talâk, iddet ve mirasla ilgili ahkâmın Müt’ayı nesh ettiğine dair görüşü kaynaklarda yer almaktadır.11 Buna göre kıraatla görüş arasında çelişki vardır. Bu tür çelişkide tutarlılığından dolayı dikkate alınması gereken sonda bahsedilen durumdur.

c-Ayetlerde kadınlarla nikahlanılabileceğine dair mutlak ifadelere (mesela Nisâ’, 4/3, 23) Müt’anın da dahil olduğunu iddia ettikleri diğer bir delildir.12

Kur’ân-ı Kerîme göre bu iddianın hiçbir tutarlı tarafı yoktur. Şu âyetlere bakıldığında durum netleşir:

“Şüphesiz mü’minler kurtuluşa ermişlerdir… ki onlar iffet ve namuslarını korurlar. Cinsel arzularını sadece zevceleri/eşleri ve cariyeleriyle giderirler. Çünkü ancak böyle yaptıkları zaman kınanmazlar. Ama kim bunun ötesine geçerse işte onlar sınırı aşanlardır.”13

Bu âyetler kadınlardan helal yoldan yararlanmanın iki yolu olduğunu göstermiştir.14 Bunlar eşler (hür kadınlar) ve malik olunan cariyelerdir. Bunun dışındaki yollar haram kılınmış, yasaklanmıştır. Devamındaki âyet bu iki yolun dışına çıkmayı haddi aşmak olarak nitelemektedir ki15 Müt’a bunlardan birisidir. Müt’a nikâhı sahih bir evlilik olmadığı gibi cariye statüsünde bir beraberliği de kapsamamaktadır. Açıkça görülmektedir ki Müt’a kadını zevce değildir. Çünkü Müt’a kuruluşu sırasında sahih bir evliliğin şartlarını gerektirmediği gibi sonuçlarını da doğurmamaktadır. Ca’ferî uleması da kabul etmektedir ki Müt’a kadını ile zevciyyet bağı gerçekleşmemektedir. Müt’a kadını cariye de değildir. Zira cariyelerin hibe ve âzâd edilmesi mümkün olduğu halde Müt’ada bunlar yoktur. O sebeple bu âyetler dikkate alındığında Müt’anın caiz olmadığı sonucuna ulaşmak mümkündür.

Şianın itirazına mahal bırakmayacak âyetler Medine döneminde inen Nisâ ve Nûr sûrelerinde de mevcuttur. Bu mezhep ulemasının Müt’anın cevazına delil aldıkları Nisâ suresinin 24. âyetinin hemen peşindeki âyet hür kadınlarla evlenmeye maddi imkânları elvermeyip de sıkıntıya (zina) düşme tehlikesi bulunanları mü’mine cariyelerle nikâh yapmaya yönlendirmekte, böylece kendilerine bir çıkış yolu göstermekte ve ayrıca sabrı tavsiye etmektedir. Nûr suresinde de nikâha imkân bulamayanlardan Allâh’ın kendilerini lütfuyla zengin kılıncaya kadar iffetlerini korumaları talep edilmektedir.16

Medîne döneminde gelen bu âyetlerde de aynen Me’âric ve Mü’minûn surelerinde olduğu gibi sadece iki yol öngörülmekte ve belli bir aşamanın kaydedildiğini gösterecek şekilde doğrudan talep bildirilmektedir. Eğer Müt’a caiz olsaydı günaha düşme korkusu bulunmaz, cariyelerle evlenmeye ihtiyaç duyulmaz ve hür kadınlarla evliliğin getirdiği sıkıntılara katlanmaya gerek kalmazdı. Âyetin başında yer alan:

“İçinizden imanlı hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyenler”17 ifadesinden de anlaşılacağı üzere Müslüman hür kadınların mehir ve nafakalarını kaldırabilecek imkâna sahip olmayanların cariyelerle evlenmek suretiyle yetinmelerini tavsiye etmektedir. Oysa Şiîlerin anladığı manada Müt’a son derece basit ve kolay bir özelliğe sahiptir. Müt’a nikâhı caiz olsaydı, buna göre daha kolay olduğundan o tavsiye edilirdi. Kaldı ki Hz. Peygamber gençlerden imkânı olanlara gözü haramdan koruma ve şehveti kontrol altına alma fonksiyonuna sahip olan evlenmeyi tavsiye etmiş buna güç yetiremeyenlere de aynı işlevi görebilecek özelliğe sahip bulunan oruç tutmayı önermiştir.18 Müt’anın son derece basit olduğu dikkate alınırsa bu hadise göre Hz. Peygamber’in izin vermediği bir uygulama olduğu açığa çıkar.

Burada Şia’nın bir iddiasına daha cevap vermek gerekir. O da Me’âric ve Mü’minûn surelerinin Müt’a yasağına delil teşkil etmeyeceği çünkü bu âyetlerin Mekke döneminde nazil olduğu; Müt’aya izin veren Nisa suresinin 24. âyetinin Medîne devrinde geldiği şeklindedir. Bu iddianın cevabı şudur: Nisa suresinin 24. Âyetinin Müt’a ile ilgisinin olmadığını az yukarıda belirttik. İkincisi Arap toplumunda Müt’a nikâhı yokken İslam bunu ihdas edip bir iki seferde izin verilmiş değildir. O zaten vardı ve sosyolojik olarak henüz yasak aşamasına gelinmediği için Hz. Peygamber bir iki seferde zaruret sebebiyle izin vermişti. Üçüncü olarak Me’âric ve Mü’minûn suresindeki ilgili âyetler daimi nikâha ve aile disiplinine hazırlık ifade etmek üzere gelmişti. Bu sağlanınca da Müt’a kıyamete kadar yasaklanmıştır.

Kur’ân-ı Kerîm evlenme ve boşanma hükümlerini ayrıntılı şekilde belirlemiştir. Müt’a nikâhı gibi çok önemli bir konuya değinilmemesi ve ona dair herhangi bir hükmün vazedilmemiş olması Kur’ân’ın onunla ilgilenmediğinin açık bir ifadesidir. Ebû Ca’fer et-Tûsî’nin Şiîlerin ittifak ettiklerini haber verdiği “Beyânın ihtiyaç zamanından geriye bırakılması caiz değildir ya da muhaldir.”19 kuralı gereğince Müt’a’ya izin verilmiş idiyse kendine özgü ahkâmının Kur’ân veya Sünnet tarafından açıklanmasına ihtiyaç olması sebebiyle beyan gerekirdi. Çünkü bir şeyin emredilmesi ya da izin verilmesi halinde ona bağlı hükümlerin açıklanmaması edayı imkânsız kılar ki buna teklîf mâ lâ yutâk denir.20 Kur’ân-ı Kerîm’in Müt’aya izin verdiği iddia edildiğine göre onunla ilgili farz derecesinde zarûrî ahkâm vardır ve bunlarla ilgili nasslarda herhangi bir bilgi söz konusu değildir. Bu hükümlerin Kur’ân ve Hz. Peygamber tarafından ihmal edilmiş olması az önce zikredilen kaide gereğince muhaldir. Ne var ki Müt’a ahkâmını mezhebin imamları vazetmiş –ki bunların da ne derece sahih rivayetler olduğu oldukça tartışmaya açıktır-, kendi öngördükleri cevazın ortaya çıkaracağı boşlukları yine kendileri doldurmuşlardır. Sırf şu soruyu sormak yeterlidir: Kur’ân-ı Kerîm bütün ayrıntılarıyla iddet konusunu açıklamıştır. Müt’adaki iddet nedir? Neye göre belirlenmiştir? Hangi şartlarda ne kadar iddet gerekir? Müt’a iddia edildiği gibi makbul bir nikâhsa Kur’ân’da açıklanan iddetin Müt’ayı ilgilendirmediğinin ya da onu da kapsamadığının delili nedir?

Şiîlerin kabul ettiği Müt’a ahkâmından hiçbirisi Kur’ân’da ve Sünnette yoktur. Müt’a hükümleri, tamamen Ca’ferî ulemasının daimi nikâh hükümlerini Müt’aya uyarlamasından elde edilmiştir.

d-Tahrîm suresinin 3. âyetini esas alarak Hz. Peygamber’in Müt’a yaptığı yönündeki iddiaları delilleri arasındadır. Bu iddiaya göre Hz. Peygamber hür bir kadınla Müt’a nikâhı yapmış, hanımlarından bazısı bunu öğrenince kendisini gayr-ı meşrû bir iş yapmakla suçlamış bunun üzerine Rasûlullâh: “Bu süreli bir nikâhtır ve helaldır, bu sırrı koru!” diye ricada bulunmasına rağmen o bu sırrı ifşâ etmiştir. Bunun üzerine Tahrîm suresinin 3. âyeti nazil olmuştur: “Peygamber eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. Fakat eşi bu sırrı onun diğer hanımlarına açınca Allâh da bu durumu Peygamberine bildirmişti…”21

Her ne kadar Şî’anın bazı kesimleri aksini iddia etse de Hz. Peygamber’in Müt’a yaptığını kabul etmek ona karşı en büyük bühtandır. Tarihi olarak böyle bir şey sabit olmadığı gibi iddia edilen konuya dayanak kılınan Tahrim suresinin 3. âyetinin Müt’a konusuyla bir bağlantısı yoktur. Az önceki âyet (33/50) Hz. Peygamber’in bütün hanımlarını söz konusu ettiği için Müt’a ücretine yorumlanması da zaten mümkün değildir. Hz. Peygamber’in meşru kılınmış bir şeyin gizli kalmasını istemesi peygamberlik görevine aykırıdır ve tam aksine cevazına vurgu için bilinmesini ve yayılmasını istemesi gerekir.

e-“Allâh’ın insanlara kapılarını açtığı bir nimeti/rahmeti hiç kimse engelleyemez”22 âyetini tefsir ederken Ca’fer es-Sadık’ın Müt’anın da bu nimet/rahmet kapsamında olduğu görüşünü savunduğu nakledilir.23

Bu görüşün Ca’fer es-Sâdık’a nispetinin ne derece sağlıklı olduğu meselesi bir tarafa âyetin böyle bir konuyla ilgisi olmadığı gibi Müt’a nikâhının nimet olduğuna dair bir delil yoktur, selefi salihinden de böyle bir görüş nakledilmemektedir..

f-Hz. Ali Kûfe’de bir kadınla Müt’a nikâhı yapmıştır.24

Şia’nın Hz. Ali’nin Müt’a yaptığı yönündeki iddiaları tarihi gerçeklere aykırıdır. Müt’a nikâhının yasaklandığı ile ilgili hadisin ravisi Hz. Ali olduğu gibi Müt’anın yasaklandığını İbn Abbâs’a bildiren de kendisidir. Bu hadis Şiîlerin muteber kitaplarında da geçmektedir. Mesela Ebû Ca’fer et-Tûsî (ö.460/1067) kütüb-i erba’a’dan sayılan iki kitabında yer almaktadır.25 Fakat bu rivayeti şâzz/kural dışı kabul etmekte ve ehl-i sünnet mezheplerinin görüşüne uygun olduğu gerekçesiyle takıyyeye hamletmektedir. Ona göre bu hadis Şiaya muhalif olanların görüşü doğrultusunda gelmiştir ve hadisleri/haberleri işiten herkesin imamların inancının Müt’anın mübahlığı yönünde olduğunu bildiğini, bu konuda fazla söze ihtiyaç olmadığını ifade etmektedir.26 O zaman şu soruyu sormak gerekir: Hadis sahih değilse neden muteber kitaplarınızda yer alıyor? Sahihse neden amel etmiyorsunuz? Zeydiyye’nin imamı Zeyd b. Ali el-Mecmû’ adlı eserinde aynı rivayeti almış27 ve bu sebeple Zeydiyye mezhebi de Müt’a nikâhının haram olduğuna hükmetmiştir.28 Muhtemelen bu sebeple de Şia tarafından dışlanmıştır. Gerçekten Müt’a yasağını öngören hadisin bizzat Hz. Ali tarafından rivayet edilmesi, bu hadisin Şiî-Ca’ferî, Zeydî ve Sünnî geleneğe mensup ulemanın hadis mecmualarında rivayet tekniği açısından sahih kabul edildiği için ittifakla yer alması herhalde Şiaya önemli bir mesaj ve Hz. Peygamber’in bir mucizesidir. Hatta Müt’anın yasaklandığının ve haram kılındığının ilan edilmesini Hz. Peygamber’in bizzat Hz. Ali’ye emrettiğine dair rivayetlerin varlığı da dikkate alınırsa bu husus daha da önem kazanır.29 Bu sebeple İbn Teymiyye (ö.728/1328) şunu söyler: “Ehl-i sünnet Hz. Peygamberden rivayet ettikleri konularda Hz. Ali ve diğer raşid halifelere uymuştur. Şîa ise Hz. Peygamber’den rivayet ettiği konuda (Müt’a yasağı) Hz. Ali’ye muhalefet etmiş ve ona muhalif olanların görüşüne tâbi olmuştur.”30

Müt’a nikâhının yasaklandığı birçok sahabî tarafından da nakledilmiştir. Örnek kabilinden Hz. Ömer, Seleme b. el-Ekva’, İbn Ma’bed, Ebû Hüreyre, Cabir b. Abdillah, Sa’lebe b. Hakem, Abdullah b. Ömer, Ebû Zer, Sehl b. Sa’d, Ka’b b. Mâlik, Abdullah b. Mes’ûd, Enes b. Mâlik, Huzeyfe b. Yemân ve Hz. Âişe’yi (radıyallahu anhüm) saymak kâfidir.31

g-Müt’a nikâhının başlangıçta yani Hz. Peygamber döneminde caiz olduğu konusunda görüş ayrılığı yoktur. Kim bu hükmün nesh edildiğini iddia ediyorsa delil getirmelidir.32

Müt’a nikâhı doğrudan doğruya İslam’ın ortaya koyarak izin verdiği ve sonra kaldırdığı bir nikâh değildir. Bu nikâh cahiliye Araplarında zaten mevcuttu. Burada işaret edilmesi gereken şey şudur: Nebevi metodun işleyişinden, Hz. Peygamberin, Müt’anın Arap toplumunda mevcut olması dolayısıyla aile düzenin sağlanmasına kadar sadece ahlaki boyutuyla ilgilendiği, zaruret sebebiyle bir iki savaşta izin vererek tıpkı faiz ve içkide olduğu gibi tedricen haram kıldığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Hz. Peygamberin Müt’a nikâhını mü’minlerin aile ahlâkını oluşturan temel değerleri benimsediklerini gördükten sonra kesin olarak kıyamete kadar yasakladığı şeklinde değerlendirmek gerekir.33 Nitekim bu yönde açık bir hadis vardır ve bu hadisin ravisi Hz. Ali’dir.34 Şia, kendi muteber kaynaklarında yer alan bu hadisi takıyye şeklinde değerlendirerek amel etmemişlerdir. Hadis şudur:

“Ey İnsanlar! Ben kadınlarla Müt’a yapmanız konusunda size izin vermiştim. Dikkat edin! Allah onu kıyamete kadar haram kılmıştır. Bu sebeple kimin süresi dolmamış böyle bir evliliği varsa hemen kadına yol versin/bıraksın. Onlara verdiklerinizden de bir şey almayın.”35

h-Istıshab delili gereğince eşyada aslolan mübahlıktır. Yasak iddiası delili gerektirir.36

Tam aksine ıstıshab delili Müt’anın haramlılığını gerektirir. Çünkü ıstıshâb kuralı gereğince eşyada asıl olan ibâha iken ırzlarda asıl olanın hürmettir helallik delili gerektirir.37

Bu sebeple Kur’ân-ı Kerîm nikâh ve ona bağlı ahkâmı teferruatlı biçimde ele almış ve neyin ne kadar ve hangi şartlarda haramlıktan çıkıp helal hale geleceğini belirlemiştir. Çünkü ilke olarak eşyada asıl olan helalliktir, haram iddiası delili gerektirir, ırz ve namusu, aileyi ilgilendiren hususlarda asıl olan haramlıktır, helal iddiası delili gerektirir. Nitekim aile hukukunu ilgilendiren hususlar Kur’ân ve Sünnette ayrıntılı şekilde gelmiş ve birçok şey tek tek sayılmıştır. Şia burada konuyu ters yüz etmektedir.

i-Halife Ömer demiştir ki: “Hz. Peygamber döneminde mübah olan iki Müt’a vardı. Şimdi ben onları yasaklıyorum ve yapanları da cezalandıracağım. Birisi Müt’a nikâhı diğeri de hac Müt’ası yani temettû’ haccı.” Halife Ömer’in bu sözü Hz. Peygamber devrinde Müt’anın caiz olduğunu açıkça haber vermektedir. O’nun zamanında yapılan şey ise O’nun dini ve kanunudur.38 Ömer’in dini açıdan Müt’ayı yasaklama yetkisi yoktur, kararı batıldır, bağlayıcı değildir dolayısıyla ibâha hükmü devam etmektedir.39 Hz. Peygamberin helal kıldığı kıyamete kadar helal, haram kıldığı da kıyamete kadar haram kalacaktır.40 Hz. Ali de (ö.40/661) “Eğer Ömer Müt’ayı yasaklamasaydı isyankar/şakî dışında kimse zina etmezdi.” demiştir.41

Müt’ayı, caiz olmasına rağmen Hz. Ömer’in yasakladığı ve Hz. Ali’nin bu sebeple zinanın yaygınlaştığını ima eden sözünün bu nikâhın Şiî muhitlerde yaygınlaşmasında önemli bir etken olduğu anlaşılmaktadır.

Hz. Ömer’in ifadesinin yasağın kendisine ulaşmamış olanlara tekrar hatırlatma anlamında olduğu güçlü bir kanaattir. Nitekim onun döneminde bundan haberi olmayanlar ortaya çıkmıştır. Rabî’a b. Ümeyye bunlardandır.42 Şîa şuna cevap vermelidir: Eğer Müt’a Halife Ömer’in tasarrufunda bir konu idiyse niçin Hz. Ali halife olduğunda Müt’anın caiz olduğunu ilan edip insanları serbest bırakmamış hatta teşvik edip bu yönde mücadele vermemiştir? Tam aksine Hz. Ali’nin Müt’ayı caiz gördüğü iddia edilen Abdullâh b. Abbâs’a itirazı vardır ve Müt’anın Hz. Peygamber tarafından yasaklandığını ona bildirenin,43 bu görüşünden dolayı sen ne kadar şaşkın bir adamsın şeklinde sert bir uyarıda bulunanın44 ve Müt’anın Hz. Peygamber tarafından yasaklandığını45 haber vererek İbn Abbâs’ın bu görüşünden dönmesini sağlayanın Hz. Ali olduğu46 yönünde sağlam bilgiler vardır.

İkinci nokta da şudur: Hz. Ömer, Allah ve Peygamberinin serbest bıraktığı ve dolayısıyla yetkisinin olmadığı bir hususta tasarrufta bulunuyor idiyse Hz. Ali ona niçin itiraz etmemiştir? Çünkü Hz. Ali, Hz. Ömer döneminde devlet yönetiminde söz sahibi olan şura heyeti içinde bulunuyor ve Hz. Ömer’in kendisine danıştığı âlim/fakîh sahabîler arasında yer alıyordu. Hatta tartışmalı konularda doğrudan Hz. Ali’nin re’yine başvurduğu ve onun görüşü doğrultusunda hareket ettiği ya da Hz. Ali’nin doğrudan Hz. Ömer’e muhalefet ettiği ve halifeyi kendi görüşüne ikna ettiğine dair çok sayıda örnek vardır.47 Bu sebeple Hz. Ömer’in: “İçimizde en isabetli hüküm veren Ali’dir.”48 dediği de naklolunmaktadır. Bu şekilde Hz. Ömer’in Hz. Ali’nin görüşü doğrultusunda hüküm verdiği birçok mesele bulunmaktadır. Hatta öyle ince noktalarda Hz. Ömer’e itirazları vardır ki onun; “Eğer Ali olmasaydı Ömer helâk olmuştu” şeklinde memnuniyetini ızhar ettiği bilinmektedir.49 Hz. Ali’nin Müt’a konusunda bir itirazı bilinmemektedir.

j-Müt’a nikâhının yasaklandığını belirten rivayetlerin tamamı âhâd yolla gelen haberlerdir. Rivayet tekniği itibariyle de muztarib’tir. Çünkü bu rivayetlerin bazısında Müt’anın Hayber günü bazısında ise Mekke’nin fethi günü kesin olarak yasaklandığı bildirilmektedir. Oysa bu ikisi arasında yaklaşık üç yıllık bir süre vardır.50 Eğer “Hayber’de yasaklandı, Mekke’nin fethi günü bu yasak tekrar hatırlatıldı” denilecek olursa bunu da kabul etmek mümkün değildir. Çünkü Hz. Peygamber’in Mekke’nin fethi günü Müt’aya izin verdiği rivayet edilmektedir. “Hayber’de yasakladı sonra tekrar Mekke’de izin verdi, bu da onun getirdiği şerî’atte caiz olan bir şeydir, bir şeyi helal kılar sonra yasaklar.” denilirse cevap şudur: Bu iddia icma ile batıldır. Çünkü hiç kimse Hz. Peygamber’in Müt’a nikâhını iki defa mübah kıldığını, iki defa yasakladığını, bunların arasına iki defa nesih, iki defa helallik girdiğini söylememiştir. İcma bu tür te’villeri doğrudan doğruya düşürmektedir.51

Bu konunun izahı daha önce geçmişti ve Müt’anın toplumsal şartlar gereği zamana yayılarak kıyamete kadar yasaklandığı belirtilmişti.

k- Sahabeden Abdullâh b. Abbâs da Müt’a nikahının caiz olduğuna fetva veriyordu.52

Abdullâh b. Abbâs’ın Müt’ayı caiz gördüğü yönündeki rivayet de Şianın tutunduğu önemli delillerden birisidir. Bu konuda öncelikle şu tespiti yapmamız gerekir. İbn Abbâs’tan konu ile ilgili üç görüş nakledilmektedir. Birincisi Müt’anın mutlak anlamda helal olduğu; ikincisi helalliğin zaruret haliyle kayıtlı olduğu; üçüncüsü de Müt’anın helal olduğu görüşünden rücû ettiği şeklindedir.53 Esasen bu üç rivayet Müt’anın serüveniyle yakından ilgili gözükmektedir. Birincisi, Arap toplumunda Müt’anın bulunduğu ve bunun başlangıçta Hz. Peygamber tarafından yasaklanmadığı; ikincisi, bütünüyle yasaklanmadan önce bazı hallerdeki izin sebebinin zaruretle bağlantılı olduğu, üçüncüsü de kıyamete kadar yasaklanmış ve kesinleşmiş olduğudur. Bu görüşler arasında bir çelişki yoktur.

l-Bunlar dışında mezhebin imamlarından gelen rivayetler de Müt’anın cevazı konusunda önemli deliller arasında sayılmaktadır. Ca’fer es-Sâdık’a nisbet edilen “ric’atimize inanmayan ve Müt’amızı helal saymayan bizden değildir”54 şeklindeki sözü Müt’aya iman derecesinde bir mertebe kazandırmış gözükmektedir. Hatta Müt’a yapmadıkça mü’minin kemale eremeyeceği muteber kaynaklarda yer almaktadır.55 Benzer rivayetler mezhebin şöhretli eserlerinde geniş şekilde yer almaktadır. 56

Ca’fer es-Sâdık’a ya da diğer Ca’ferî imamlardan bazılarına nispet edilen bu sözün bir geçerliliği yoktur. Çünkü mezhebin muteber kaynaklarında bu sözü söylediği iddia edilen imamlardan Müt’a karşıtı görüşler de nakledilmektedir.

m-İsnâ Aşeriyye Şiası Müt’anın cevazına mezhep içi icmaı delil göstermektedirler.

Şiî-Ca’ferî geleneğe mensup âlimler hem Müt’anın cevazı konusunda hem de Hz. Ali, Hz. Ömer, İbn Mes’ûd, İbn Zübeyr ve İbn Ömer (radıyallahu anh) gibi sahabeden nakledilen Müt’anın haram olduğu, Abdullah b. Abbâs’ın da görüşünden rücu ettiğine dair rivayetlere mezhep içi icma’ı delil göstererek karşı çıkarlar.57 Bu konuda şunu söylemek gerekir ki bu konuda icmaın bir anlamı varsa Ca’ferîler dışındaki bütün âlimlerin en azından dört mezhep ulemasının da Müt’anın haramlılığı hususunda icma’ı vardır ve bu daha da güçlüdür.

Burada şu hususa da işaret etmek isteriz ki Müt’anın İran havzasında kabulünün bu ülkenin tarihiyle mesela İslam öncesi kültürüyle bir bağlantısı olabilir mi sorusuna cevap aranması gerekir. Çünkü İran tarihinin önemli dönemlerinden olan Mazdeklerin kadına bakışıyla Müt’a uygulaması arasında bir paralellik var gibi gözükmektedir. Çünkü Mazdeklerde kadın kamu malıdır, ortak maldır.58 Mazdek; fesadın sebebi olarak gördüğü mal ve kadını ortak ilan ederek toplumu bu çıkmazdan kurtarabileceğine inanmıştı. Tabii bu daha büyük bir fesada yol açmıştı.59 Müt’ada da benzer bir anlayış gözükmektedir. Bu tür evlilikte kadının orta malı olması bir yana Müt’a, ahlaki çöküşü önlemenin aracı kabul edilirken kendisi bu çöküşün sebebi olmuştur. Şehlâ Hâirî’nin araştırması ortaya koymuştur ki Müt’a ikinci derece bir kadın sınıfı ortaya çıkarmıştır.60

Sonuç

Kur’ân-Sünnet bütünlüğü, dinin kaynaklarını anlamada tutarlı yöntem, makâsıdü’ş-şerî’a ve tarihi gerçeklikler açısından bakıldığında Müt’anın caiz olduğunu savunmaya imkân yoktur. Nitekim İsnâ Aşeriyye Şiası dışında bu nikâhı caiz gören olmamıştır.

Müt’anın caiz olduğuna dair Ca’ferî fukahâsınca ileriye sürülen delillerin tamamı tutarsız, gerçeklerle örtüşmeyen, ideolojik, sübjektif ve anlama hatasına dayalıdır.

Kur’ân ve Sünnetin evliliğin kalıcılık ve mutluluk esası üzerine kurulması felsefesine rağmen Şiî-Ca’ferî gelenekte Müt’a neredeyse bir iman esası gibi kabul edilmiş ve büyük teşvik görmüştür. Cinselliğin yapısında bulunan cazibeye dinin motive edici gücü de dâhil edilince Müt’a uygulamasının bazı Şiî çevrelerde oldukça rağbet gördüğü anlaşılmaktadır.

Dipnotlar

1. Şeyh Müfîd, Hulâsatü’l-îcâz, Kum 1413, s. 19; Tûsî, Kitâbü’l-Hilâf, Kum 1414, IV, 341.

2. Küleynî, el-Kâfî, Beyrut 143/1992, III, 464, 466; İbn Bâbeveyh el-Kummî, Men lâ yahduruhu’l-fakîh, Beyrut 1411/199, III, 291; Tûsî, el-İstibsâr, Beyrut 1414/1994, III, 158-159; a.mlf., Tehzîbü’l-ahkâm, Beyrut 1413/1992, VII, 233; a.mlf., en-Nihâye, Beyrut 1390/1970, s. 492.

3. Küleynî, III, 464; Şeyh Müfîd, Risâletü’l-Müt’a, Kum 1413, s. 11, nr. 17; Tûsî, Tehzîbü’l-ahkâm, VII, 234; Şehlâ el-Hâirî, Müt’a: ez-Zevâcü’l-müekkat ‘inde’ş-Şî’a, hâletü Îrân 1978-1982 (trc. Fâdî Hammûd, orijinal ismi: The Law of Desire: Temporary Marriage in Shi’i Iran), Beyrut 1995, s. 162, 229, 249 ve türlü yerler.

4. Tûsî, en-Nihâye, s. 489; a.mlf., Tehzîbü’l-ahkâm, VII, 235; am.lf., el-İstibsâr, III, 155.

5. Bakara (2), 237.

6. Bakara (2), 236.

7. Nisâ’ (4), 4.

8. Küleynî, III, 455-456; İbn Bâbeveyh el-Kummî, III, 288; Tûsî, el-İstibsâr, III, 148-149; a.mlf., Tehzîbü’l-ahkâm, III, 224; a.mlf., Kitâbü’l-Hilâf, IV, 341; Tabersî, Mecma’u’l-beyân, Tahran 1417/1997, III, 68-70.

9. Kitâbü’l-Hilâf, IV, 344.

10. Bk. Cessâs, Ahkâmu’-Kur’ân, İstanbul 1335-38, II, 148.

11. Msl. Bk. İbnü’l-Feres el-Endelüsî, Ahkâmu’-Kur’ân, Beyrut 1427/2006, II, 145.

12. Tûsî, Kitâbü’l-Hilâf, IV, 341.

13. Mü’minûn (23), 5-7; Me’âric (70), 29-31.

14. Bk. Zeyd b. ‘Ali, s. 213, nr. 442; Cessâs, II, 149; Pîrîzâde Mehmed Sâhib Efendi, “Risâle ‘alâ Bahsin min ebhâsi’l-Lum’a fî milki’l-Müt’a” (nşr. Saffet Köse, İHAD, sy.,5, Konya 2005 içinde),s. 424-432.

15. Mü’minûn (23), 7; Me’âric (70), 31.

16. Nûr (24), 33.

17. Nisâ’ (4), 25.

18. Tirmizî, “Nikâh”, 1; Şeyh Müfîd, el-Mukni’a, Kum 1413, s. 497; Ahsâî, ‘Avâlî’l-le’âlî, Kum 1405, III, 289; Muhaddis en-Nûrî, VII, 507, nr. 8762/1; XIV, 153, nr. 16350, 293, nr. 16757.

19. Şerîf Murtezâ, ez-Zerî’a, Tahran 1374, I, 360-361; Tûsî, ‘Uddetü’l-usûl, Kum 1417, II, 448; Hillî, Nehcü’l-hakk, Kum 1407, s. 401, 405.

20. Tûsî, ‘Uddetü’l-usûl, II, 448; III, 12.

21. İbn Bâbeveyh el-Kummî, III, 293; Şeyh Müfîd, Hulâsatü’l-îcâz, s. 24-25; Hür el-Âmilî, Vesâilü’ş-Şî’a, Kum 1409, XXI, 9, nr. 26373.

22. Fâtır (35), 2.

23. Ali el-Kummî, et-Tefsîr, Kum 1407, II, 207; Hür el-Âmilî, XXI, 10, nr. 26377, s. 13, nr. 26389; Muhaddis en-Nûrî, Müstedrekü’l-Vesâil, Kum 1408, XIV, 448, nr. 17244/4.

24. Hür el-Âmilî, XXI, 10, nr. 26378.

25. Tûsî, el-İstibsâr III, 149; a.mlf., Tehzîbü’l-ahkâm, VII, 226.

26. Tûsî, el-İstibsâr III, 149; a.mlf., Tehzîbü’l-ahkâm, VII, 226.

27. Zeyd b. ‘Ali, el-Mecmû’,San’a 1422/2002, s. 211, nr. 430, 431, s. 213, nr. 442.

28. Seyyâğî, er-Ravzu’n-nadîr, Kahire 1347-49/1928-31, III, 23.

29. İmâdî, Lum’a fî ahvâli’l-Müt’a (nşr. Saffet Köse, İHAD, sy. 2, Konya 2003 içinde), s. 239.

30. İbn Teymiyye, ), Minhâcü’s-sünne, Riyâd 1986, IV, 190-191.

31. bkz. Kâsanî, Bedai’u’s-sanâi’ (nşr. Ali M. Muavvad-Adil A. Abdülmevcûd), III, 473-477, dipnotlar.

32. Tûsî, Kitâbü’l-Hilâf, IV, 341.

33. Müslim, “Nikâh”, 21; İbn Mâce, “Nikâh”, 44; Dârimî, “Nikâh”, 16; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, III, 406.

34. Zeyd b. Ali, s. 211, nr. 430, 431, s. 213, nr. 442; Buhârî, “Megâzî”, 38, “Zebâih”, 28, “Nikâh”, 31; Müslim, “Nikâh”, 25-30, 32, “Sayd”, 22; Tirmizî, “Nikâh”, 28, “Et’ime”, 6; Nesâî, “Nikâh”, 71, “Sayd”, 31; İbn Mâce, Tirmizî, “Nikâh”, 44, Mâlik, “Nikâh”, 41; Tûsî, el-İstibsâr, III, 49; a.mlf., Tehzîbü’l-ahkâm, VII, 226.

35. İbn Ebî Şeybe, IX, 299; Müslim, “Nikâh”, 21; İbn Mâce, “Nikâh”, 44; Dârimî, “Nikâh”, 16; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, III, 406; Sahîhu İbn Hibbân bi-tertîbi İbn Balabân, IX, 455; Ebû Avâne, el-Müsned, Beyrut, ts. (Dâru’l-Ma’rife), III, 30; Beyhakî, VII, 330-331.

36. Tûsî, Kitâbü’l-Hilâf, IV, 341.

37. Suyûtî, el-Eşbâh ve’n-nezâir, s. 61; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve’n-nezâir, I, 225.

38. Tûsî, Kitâbü’l-Hilâf, IV, 341; Tabersî, III, 70.

39. Mesela bk. Tebrîzî, I, 315.

40. Hâirî, s. 17, 82, 99, 258.

41. Küleynî, III, 455; Şeyh Müfîd, Hulâsatü’l-Îcâz, s. 25, 28; Tûsî, el-İstibsâr, III, 149; a.mlf., Tehzîbü’l-ahkâm, VII, 224-225.

42. Mâlik, el-Muvatta’, “Nikâh”, 42; Müttakî el-Hindî, Kenzü’l-‘ummâl, XVI, 520, nr. 45717.

43. Buhârî, “Nikâh”, 31; Müslim, “Nikâh”, 32; Tirmizî, “Nikâh”, 28; Nesâî, “Nikâh”, 71, “Sayd”, 31.

44. Müslim, “Nikâh”, 29; Nesâî, “Nikâh”, 71.

45. Zeyd b. Ali, s. 211, nr. 430, 431, s. 213, nr. 442; Buhârî, “Megâzî”, 38, “Zebâih”, 28, “Nikâh”, 31; Müslim, “Nikâh”, 25-30, 32, “Sayd”, 22; Tirmizî, “Nikâh”, 28, “Et’ime”, 6; Nesâî, “Nikâh”, 71, “Sayd”, 31; İbn Mâce, Tirmizî, “Nikâh”, 44, Mâlik, “Nikâh”, 41; Tûsî, el-İstibsâr, III, 49; a.mlf., Tehzîbü’l-ahkâm, VII, 226.

46. İbn Teymiyye, Minhâcü’s-sünne, IV, 190.

47. Bu konuda bk. Saffet Köse, “İslam Hüququnun İnkişafında H?zr?t ?linin (?) Rolü: B?’zi İctihad v? t?tbiqatların t?hlili”, H?zr?t ?linin (?) H?yatı v? Ş?xsiyy?tin? H?sr Olunmuş Ben?lxalq Elmi Konfransın Materiallerı, Bakı 2001, s. 225-233 (Azerice).

48. Buhârî, “Tefsîr”, II/6; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, V, 113.

49. Mâverdî, el-Hâvi’l-kebîr, Beyrut 1419/1999, XII, 115; XIII, 213; İbn Abdilber, el-İstî’âb, Beyrut 1412, III, 1103; Sem’ânî, Tefsîru’l-Kur’ân, Riyad 1418/1997, V, 154.

50. Tûsî’nin Hayber’le Mekke’nin fethi arasında üç yıllık sürenin bulunduğu şeklindeki tespiti hatalıdır. Bu süre bir yıldan fazla bir müddete tekabül eder. Hayber Muharrem-Safer 7/Mayıs-Haziran 628; Mekke ise 13 Ramazan 8/4 Ocak 630 tarihlerinde fethedilmiştir.

51. Tûsî, Kitâbü’l-Hilâf, IV, 341-342.

52. Tûsî, Kitâbü’l-Hilâf, IV, 342-343.

53. İmâdî, s. 245-248.

54. İbn Bâbeveyh, III, 287.

55. İbn Bâbeveyh, III, 293.

56. msl. bk. İbn Bâbeveyh el-Kummî, III, 290-291; Şeyh Müfîd, Risâletü’l-Müt’a, s. 8, 9, nr. 7, 9, 10; a.mlf., Hulâsatü’l-îcâz, s. 41.

57. Tûsî, Kitâbü’l-Hilâf, IV, 340.

58. Kenan Has, “Mezdekiyye”, DİA, XXIX, Ankara 2004, s. 523.

59. Bk. Hidayet Işık, “İslam Bilginlerinin Seneviye Adı Altında Dualist Dinlere ve Mezheplere Yaklaşımları”, Dini Araştırmalar, VI/18, Ankara 2004, s. 168.

60. Şehlâ Hâirî, Müt’a: ez-Zevâcü’l-müekkat ‘inde’ş-Şî’a, hâletü Îrân 1978-1982 (trc. Fâdî Hammûd, orijinal ismi: The Law of Desire: Temporary Marriage in Shi’i Iran), Beyrut 1995, s. 133, 155 vd.

Seviyeli Sohbet
islami Sohbet
islami Sohbet Dinle
islami Sohbet Videoları
Kanal 7 Sohbet
islami Sohbet Konuları
islami Chat
islami Sohbet Odaları
ideal sohbet
mynet sohbet
nur islami sohbet
islami evlilik

islami sohbet, dini sohbet dinle, dini sohbet videoları, kanal 7 sohbet, seviyeli sohbet, dini sohbet konuları, dini chat, dini sohbet odaları

Category: Genel

Bir Cevap Yazın