Marifetullah ve Muhabbetullah

By | 5 Aralık 2014

merhaba sevgili dini sohbet sitemizin ziyaretçileri, bu gün Dinisohbet sitemizde marifetullah ve muhabbetullah konusunu uzunca ele alacağız inşallah.

Marifet, tanıma, bilme demektir. Marifetullah ise, Allah’ı (celle celâluhu) Kur’an-ı Kerîm’in ve hadîs-i şerîflerin bildirdiği gibi tanıma, Allâh’ın (celle celâluhu) âlî sıfatlarının, güzel isimlerinin, Rabbani tecellilerinin, İlâhî isim ve sıfatlarının sonsuz kemalde olduklarını bilme, yüksek İlâhî hakikatlere biiznillâh vâkıf olma şeklinde özetlenebilir. Cenâb-ı Hakk’ın bilinmesi yaratılışımızın hedefi ve fıtratımızın gayesidir. Hakikatleri araştırma ve tahsil sonucu lütfu ilâhî ile meydana gelen kalbî inkişaf ve basîret de marifetullahı netice verebilir. Bununla birlikte marifetullahın, Allâh’ı (celle celâluhu) tam olarak bilme manasına gelmediğini de belirtmeliyiz. Cenâb-ı Hakk’ı, hakkıyla bilmek imkânsızdır. Çünkü “… O’nun benzeri hiçbir şey yoktur.” (Şûrâ, 42/11) Ayrıca, “Gözler O’nu idrâk edemez, asıl O gözleri idrâk eder, öyle Lâtif öyle Habîr O..” (Enam, 6/103) Diğer taraftan, Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadîs-i şerifinde: “Tefekküre denk ibadet yoktur. Öyle ise gelin Cenâb-ı Hakk’ın nimet ve kudret eserlerini tefekkür edin! Ama zinhâr Zât-ı Bârî’yi tefekküre kalkışmayın.” (Beyhakî, Şuabü’l-iman, 1/136, H. No: 120) buyurarak, marifetullahın, ancak Allâh’ın (celle celâluhu) eserlerini anlamaya çalışmakla meydana gelebilecek bir iman ışığı, ledünnî bir bilgi olduğunu bizlere ihtar etmiş olmaktadır.

Muhabbet, herkesçe de bilindiği üzere, sevgi, sevme, sohbet, ruhun, kendisinden lezzet duyduğu şeye meyletmesi demek olup, zıddı buğz etme ve düşmanlıktır. Muhabbetullah ise, en kısa tanımıyla, Allâh’a (celle celâluhu) içten ve en yüksek seviyede duyulup hissedilen sevgidir. Bu açıdan Allahu Zülcelal’e duyulan şiddetli sevgi, kulluğun da zirve mertebesidir. “İman edenlerin Allah’a olan sevgileri, çok daha yüksek/kuvvetlidir” (Bakara, 2/165) âyet-i kerimesi, inançlı bir insanın Allâh’a (celle celâluhu) duyacağı sevginin bir manada tasavvurlar ötesi olması gerektiğini işaretlemektedir. Ayrıca, “O, onları sever, onlar da O’nu severler” (Maide, 5/54) âyet-i kerimesi de, kâmil bir müminin Allâh’ı (celle celâluhu), kesinlikle ve kemal hali ile sevdiğinin Allah (celle celâluhu) tarafından tanıklık edilmesidir.

Bir hadîs-i şerifte Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır: “Allah bir kulu sevdi mi Hz. Cebrail (aleyhisselâm)’e: “Allah falanı seviyor, onu sen de sev!” diye seslenir. Bunun üzerine o kimseyi Cebrail (aleyhisselâm) de sever. Sonra Cebrail (aleyhisselâm) sema ehline: “Allah falanı seviyor, onu siz de sevin!” diye nida eder. Derken, bütün sema ehli de onu sevmeye başlar. Sonra o kul için arz (halkı arasına hüsn-ü kabul) konulur.” (Buhari, tevhid 33, edeb 41) Bu husus, şu âyet-i kerîme ile de teyid edilmektedir: “İman edip de iyi davranışlarda bulunanlara, çok merhametli Allah, (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.” (Meryem 19/96). Hadîs-i şerîfin Müslim’deki rivayetinde ise şu ziyade vardır: “Allah (celle celâluhu), bir kula da buğz etti mi Cebrail (aleyhisselâm)’e: “Ben falancaya buğz ettim sen de buğz et!” diye nida eder. O kula Cebrail (aleyhisselâm) de buğz etmeye başlar. Ardından Cibril (aleyhisselâm) sema ehline nida eder ve: “Allah (celle celâluhu) falan kimseye buğz etti, siz de buğz edin” der. Bunun üzerine yeryüzünde o kimse için buğz yerleştirilir.” (Müslim, birr 157)

İmandan kaynaklanan lezzetin temelinde muhabbetullahın, onun da temelinde rasûle itaatin bulunduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Çünkü Cenâb-Hak şöyle buyurmaktadır: “De ki: Eğer Allah’a muhabbetiniz varsa hemen bana uyun ki, Allah da sizleri sevsin ve suçlarınızı affetmekle örtsün. Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir.” (Âl-i İmrân Sûresi, 3/31 ) Şurası bir gerçektir ki Allâh’ı (celle celâluhu) tanıdığını ve sevdiğini iddia eden herkesin Allâh’ın (celle celâluhu) Peygamberi olan Hz. Muhammed’i (sallallahu aleyhi ve sellem) de tanıması, sevmesi ve onun yolundan ayrılmaması gerekir. Bu hususta Resülullah (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimiz şöyle buyurmaktadır: “Kim, bizim, üzerinde bulunduğumuz yolun dışında başka bir amel işlerse o amel reddedilir.” (Buhari, i’tisam 20) Allâh’a (celle celâluhu) ve peygamberine bağlılık ve sevgi ile de alakalı olarak Nebiyy-i Mükerrem (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Kimde üç şey bulunursa halâvet-i îmânı tatmış olur. Allâh ile Resülullah kendisine başka her şeyden daha sevgili olmak; bir kimseyi yalnız Allâh için sevmek; (Allâh, onu küfürden kurtardıktan sonra) yine küfre dönmekten ateşe atılacakmışçasına hoşlanmamak.” (Buhari, iman 9, 14)

Allâh’a (celle celâluhu) duyulan sevginin oluşması ve artması ile ilgili olarak Resülullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şu hususa dikkat çekmektedirler: “Hz. Davud (aleyhisselâm)’ın duaları arasında şu da vardır: “Allahım! Senden sevgini, seni sevenlerin sevgisini, senin sevgine ulaştıracak ameli talep ediyorum. Allahım! Senin sevgini bana, nefsimden, ailemden, malımdan ve soğuk sudan daha sevgili kıl.” (Tirmizi, deavat 74, H. No: 3485) Sehl b. Abdullah da şöyle diyor: “Allah’ı sevmenin alâmeti Kur’ân’ı sevmektir. Kur’ân’ı sevmenin alâmeti Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’i sevmektir. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’i sevmenin alâmeti sünneti sevmektir. Allah’ı, Kur’ân’ı, Peygamber’i ve Sünneti sevmenin alâmeti ise âhireti sevmektir. Âhireti sevmenin alâmeti ise ahiretin bizzat kendisini sevmektir. Ahiretin bizzat kendisini sevmenin alâmeti ise dünyaya buğz etmektir. Dünyaya buğz etmenin alâmeti, ondan ancak yeteri kadar azık ve kendisini hayatta bırakacak kadarını almasıdır.” (Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmi’l-Kur’ân, 5/92, Müessesetü’r-Risâle, Beyrut-2006)

Allâh (celle celâluhu) ve Resulünün (sallallahu aleyhi ve sellem) inanan bir kimseye en sevgili hale gelebilmesi, diğer bir tabirle muhabbetullahın oluşabilmesi için de elbette ve öncelikle bir tanıma ve bilme safhası yani marifetullah bilgisi gerekmektedir. Bu açıdan marifetullah, muhabbetullahı netice veren bir aşamadır. Kişi marifetullah basamaklarında yükseldikçe muhabbetullahı da artacaktır. Evet, gerçek mutluluk, sevinç ve lezzet, elbette marifetullah ve muhabbetullahtadır. Cenâb-ı Hakkı tanıyan ve seven, sonsuz mutluluğa, nimete, ışığa ve ilâhî sırlara ya potansiyel olarak ya da fiilen mazhardır.

Güzel Söz

Marifetullah ve muhabbetullahın oluşmasında “güzel söz” temel bir unsur olarak görünmektedir. Cenab-ı Hak; “Söyle o kullarıma, hep en güzel sözleri söylesinler” (İsra, 17/53) buyurmakta, güzel sözlerle süslenmiş kimseler karşısında dinleyici ya da alıcı durumundakiler için de şu müjdeyi vermektedir: “(O kullarım ki) onlar söze (dikkatle) kulak verirler, hemen arkasından de sözün en güzeline uyarlar. İşte bunlar Allah’ın kendilerine hidayet ettiği kimselerdir. İşte bunlar temiz akıl sahipleri olanların ta kendileridir.” (Zümer, 39/18) Bir başka âyet-i kerimede, sözün en güzelinin başta Kur’ân-ı Kerîm olduğunu ihtar ile, “güzel söz-marifetullah-muhabbetullah” ilişkisi bir kez daha nazarlara verilmektedir: Allah sözlerin en güzelini indirmiştir. Allah’ın vahiy yolu ile gönderdiği bu söz, her tarafı birbirini tutan, gerçekleri, farklı üsluplarla tekrar tekrar beyan eden bir kitaptır. Rab’lerini tazim edenlerin derileri onu okuyup dinlerken ürperti duyar. Sonra derileri ve kalpleri Allah’ı anmakla ısınıp yumuşar, sükûnet bulur. İşte bu, Allah’ın hidâyetidir ki onunla dilediğine yol gösterir. Ama Allah’ın şaşırttığı kimseyi ise hiç kimse doğru yola koyamaz. (Zümer, 39/23)

Kur’ân-ı Ker’im, “güzel söz”ün doğruya kılavuzluk ettiğini, delile dayalı olduğunu, insanlara sürekli şekilde yarar sağladığını, önemli ve büyük ürünler meydana getirdiğini bizlere şu benzetmeyle anlatmaktadır:

“Görmez misin Allah nasıl bir benzetme yapmaktadır? Güzel söz, kökü yerin derinliklerinde sabit, dalları ise göğe doğru yükselmiş bir ağaç gibidir. O ağaç Rabbinin izniyle meyvesini devamlı verir. Allah, düşünüp ders çıkarsınlar diye insanlara böyle örnekler getirir.

Kötü sözün misali ise, yerden koparılmış, kökü olmayan kötü bir ağaca benzer. Allah iman edenleri hem dünyada hem âhirette o sabit söz üzerinde sağlam bir şekilde tutar. Zalimleri ise şaşırtır. Allah elbette dilediğini yapar.” (İbrahim, 14/24–27)

Söz anlamına gelen ve yukarıdaki âyet-i kerimede zikredilen “kavl” kelimesi, Kur’ân-ı Ker’im’de doksan üç yerde geçmekte ve daha çok “söz, konuşma, ifade, beyan, Kur’an, vahiy, vaad, azap, yargı, hüküm, inanç, kanaat, fikir ve görüş” manalarına gelmektedir. Yukarıdaki âyet-i kerimede de zikredilen “kelime” maddesi ise yirmi yerde geçmekte ve “tevhid, inanç, dava, takdir, beyan, ifade, boş lakırdı, tayin edilmiş müddet, hüküm, kesin söz-karar ve mesaj” gibi anlamlarda kullanılmaktadır.

Âyet-i kerimede yer alan “kavl-i sabit”, hadîs-i şerifin de delaleti ile kelime-i tevhidi ifade etmektedir. (Buhari, tefsir (İbrahim) 2) Kavl kelimesi ile tamlamalı halde gelen “kavl-i sedid” ise Kur’ân-ı Ker’im’de iki yerde geçmekte, bunlardan birinde “sağlam, dosdoğru söz” anlamında kullanılmaktadır. (Nisa, 4/9) Diğerinde, “sıdk, reşad, adl, sevab ve istikamet” kelimeleri ile eş; “yalan” ile zıt anlamda kullanılmaktadır. (Ahzab 33/70) “Kavl-i sedîd”, gerçeği ortaya koyan, insanı hakka ve doğruya götüren, yalanı ve haksızlığı bulunmayan, yerinde söylenmiş isabetli, sağlam ve doğru sözdür. Kur’ân-ı Kerîm, asılsız, yaldızlı sözleri “zuhrufe’l-kavl” (En’ am 6/112), insanlara yararı olmayıp, onları oyalayan ve zamanlarını öldüren lafları ve söz oyunlarını da “lehve’l-hadîs” (Lokman 31/6) olarak nitelendirmektedir.

Binlerce anlayış derecesine hitap ettiğini ve sayısız mertebeleri olduğunu düşündüğümüz yukarıda yer alan âyet-i kerimeyi, büyük İmam Fahreddin Razi Hazretlerinin Mefatihu’l-Ğayb isimli tefsirinden takip etmeye çalışacağız. İmam Razi hazretleri, İbrahim Suresi, 14/24–27’de yer alan “güzel söz”ün “güzel ağaca” teşbihinden hareketle, insan ruhu ve kalbinde “kelime-i tayyibe”, bir diğer manada “güzel söz” ile yeşerecek manevi ağacın marifetullah ve muhabbetullah meyvelerini vereceğine zihnen yol bulmakta ve şu değerli bilgileri vermektedir:

Cenâb-ı Hak, bu âyet-i kerimede bir ağacı dört sıfatla nitelemiş, sonra da “güzel kelimeyi” bu ağaca benzetmiştir.

Birinci sıfat, bu ağacın “güzel” olmasıdır. Buradaki “güzel” sıfatı şu anlamlara gelebilir:

1. Ağacın görünüşünün, biçiminin ve şeklinin güzel olduğu.

2. Kokusunun güzel olduğu.

3. Ondan elde edilen meyvelerin son derece lezzetli ve hoş olduğu.

4. Bu ağacın, meyvelerinin yenilmesinden nasıl lezzet ve tat alınıyorsa, aynı şekilde ağacın kendisinden de çok faydalanıldığı.

Ayetteki “şecere-i tayyibe” tabiri, bu izahların “toplamı” şeklinde de düşünülebilir. Çünkü bu hususların beraber olması, daha mükemmel bir anlam sağlar.

İkinci sıfat, âyetteki “kökü sabit” ifadesidir. Bu, “kökü sağlamlaşmış, sökülmekten, kesilmekten, yıkılmaktan ve yok olmaktan uzak” demektir. Bir şey, yıkılma ve sona erme durumunda ise, onu elde etmekten dolayı bir mutluluk hâsıl olsa bile, hep yok olup sona erecek diye korkulduğu için, meydana gelecek olan hüzün ve endişe de son derece büyük olur. Ama onun “sonsuz, devamlı ve yıkılmaz” olduğu bilinirse, onu elde etmekten duyulan sevinç son derece büyük ve mükemmel olur.

Üçüncü sıfat, âyetteki “dalları göktedir” ifadesidir. Bu sıfat, o ağacın durumunun şu iki yönden mükemmel olduğunu gösterir:

1) Ağacın dallarının yüksekliği ve boy atmadaki gücü, kökünün sağlamlığına ve toprak altındaki köklerinin derinliğine delalet eder.

2) Ağacın boyunun yüksekliği, yeryüzündeki çöp ve atıklardan uzak olmasını sağlar. O zaman da meyveleri son derece mükemmel, güzel ve hoş olur.

Dördüncü sıfat, âyetteki “Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir” ifadesidir. Âyet-i kerimede bahsedilen ağacın meyvelerinin devamlı ve her zaman mevcut olduğu görülmektedir. Meyveleri bazen bulunan bazen bulunmayan diğer ağaçlar gibi değildir. İnsanda böyle bir ağacı elde etme arzusu son derece yüksektir. Akıllı bir kimsenin o ağacı elde etme ve o ağaca sahip olma imkânı bulduğunda, gevşeklik göstermesi mümkün değildir. (Râzi, Mefatihu’l-Ğayb, 19/119, Dâru’l-Fikr, Beyrut-1981)

Allah’ı Tanımadaki Lezzet

Marifetullah, muhabbetullah, Allah’a hizmet ve O’na itaat dairesinde olmak, bu ağaç örneğindeki dört sıfatla büyük ölçüde benzeşmektedir. Şöyle ki:

Birinci sıfat, ağacın “güzel” olmasıydı. Gerçekte ise asıl güzel ve leziz olan, marifetullah, yani Allah’ı bilmektir. Çünkü belli bir meyveyi elde etmekle ya da yemekle insanda geçici bir lezzet meydana gelir. Bilindiği üzere meyve, insanın biyolojik yapısını ve canlılığını devam ettirebilmesi için uygun ve önemli bir unsurdur. İşte bu uygunluk ve önemden dolayı bir lezzet meydana gelmektedir. Ancak diğer taraftan da insanın benliğine ve kudsi ruh cevherine uygun düşen ve önemli olan husus, ancak marifetullah, muhabbetullah ve bunlardan hâsıl olan huzuru ve lezzeti hissedebilmektir. Çünkü insan esas huzur ve itminanı, ancak marifetullah ve muhabbetullah sayesinde duyar.

Aslında meyveyi yemekten dolayı alınan lezzet, nefs cevherinin ve ruhun, marifetullah ile aydınlanmasından elde ettiği lezzetten kesinlikle daha değersizdir. Çünkü maddi olarak his ve idrak edilen lezzetler, ancak hissedilen şeyin yüzeyi ile teması neticesinde oluşur. Fakat diğer taraftan hissedilenin cevheri, hissedenin cevherine nüfuz ederse, bir başka deyimle marifetullah ve muhabbetullah ışığı, nefis cevherinde ve ruhta gelişip yerleşir ve ona nüfuz ederse, nefis bu aydınlanma neticesinde daha önceki halinden bütünü ile başka bir hale bürünür.

Yenen meyveden duyulan lezzet, sadece bir tatma hissidir. Hissedilen, idrak edilen şey, sınırlı ve belli bir tattır. Ancak marifetullah ve muhabbetullahı idrak eden ve hisseden ise, mutmain nefis cevheridir. Marifetullah ve Muhabbetullah ile nefis ve ruhta idrak edilen ve hissedilen ise, Allah Teâlâ’nın Zâtı, onun Celâl, Cemâl ve İkram sıfatlarıdır.

Güzel bir meyveyi yemekten doğan lezzet, meydana geldikten çok kısa bir süre sonra yok olur. Çünkü lezzetin özelliği, onun çabucak kaybolması ve süratle değişmesidir. Cenâb-ı Hakkın Cemâl ve Celali ise asla değişikliğe uğramaz. Nefis cevherinin bu mutluluğu kabul etme kabiliyetinin değişmesi de imkânsızdır. Binaenaleyh bu açıdan da, iki durum arasında büyük bir fark vardır.

İkinci sıfat, ağacın “kökünün sabit” olmasıydı. Bu “sabitlik” sıfatı, insan nefsinde oluşan marifetullahta daha kuvvetli ve daha mükemmeldir. Çünkü marifetullah ışığı, kutsî nefis cevherini bütünü ile aydınlatır. Böylece “mutmain nefis” cevheri, Allâh’ın izni ile bozulma, değişme ve yok olmadan uzak olur. Bu aydınlanma, Cenâb-ı Hakk’ın Celâlî ve Cemâlî tecellileri ile meydana gelmektedir. Allah Teâlâ’nın Zâtı ve Nuru ile meydana gelen bu tecelliler, nurların nuru ve zuhurun mebdeidir.

Marifetullah Meyveleri

Üçüncü sıfat, ağacın “dallarının semaya ser çekmiş” olmasıydı. Marifetullah ağacının, ilahî ve cismani âlemin göklerinde yükselen dalları vardır.

Ruhlar âlemi ve felekler ile yıldızlar ve dünya gibi maddî âlemdeki delilleri tefekkür etmek, muhabbetullah, ibadetullah ve zikrullaha devam, bütünüyle Allah’a itimat ve tevekkül, masivallah dışındaki her şeyden kesilmek marifetullah ağacının dalları gibidir.

Rahmet, re’fet, müsamaha, günahlardan geri durma, insanlara iyilik yapma, kötülüğü uzaklaştırma ve kötülüğe iyilikle mukabele etme, ise marifetullah ağacının sabit olan dallarıdır. Çünkü insan, marifetullahta ne kadar çok yükselirse, az önce sıraladığımız yüksek ahlaka ait unsurlar da, o nispette daha mükemmel, daha güçlü ve daha üstün olur.

Dördüncü sıfat, “Rabbin izniyle bu ağacın her zaman meyvesini vermesi”ydi. Marifetullah ağacı bu sıfata, maddi ağaçlardan daha layık ve müstahaktır. Marifetullah ağacının, kalp toprağında kök salmasının tezahürü, kalbin, eşya ve hadiselere nazar-ı ibretle bakabilir hale gelmesidir. Nitekim Cenâb-ı Hak, “Ey akıl ve basiret sahipleri, ibret alın” (Haşr, 2) buyurmaktadır. Diğer bir tezahür, Allah Teâlâ’nın, “O kullarım ki sözü dinlerler de onun en güzeline uyarlar” (Zümer, 39/18) şeklinde beyan ettiği gibi, işitmesinin hikmetle olmasıdır. Böyle bir kişinin konuşması ise, “Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde bile olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun.” (Nisa, 4/135) buyruğunda da belirtildiği gibi, bütünüyle doğruluk ve sıdk üzeredir. Marifetullah ağacının, insanın kalp toprağında kök salması ne kadar kuvvetli ve mükemmel olursa, kişide bu tesirlerin zuhuru da o nispette fazla olur. Çoğu zaman, insan bir tefekküre dalar da her şeyde Hak Teâlâ’yı görecek bir hale gelir. Bazen terakkisi o hale gelir ki varlıkta önce Allah’ı görür. Böylece nefis her an, her lahza ve her saniye, güzel söz, salih amel, huzû, huşu ve tevazu meyveleri verir.

Ayetteki “Rabbinin izniyle” kaydında dikkate şayan bir incelik bulunmaktadır. Çünkü bu yüce hallerin ve yüksek derecelerin meydana gelmesine insan bazen sevinir. Ancak bunlar mutlaka Allah’tan bilinmelidir. İşte o zaman sevinci, bu hallerden dolayı değil de, Mevlâ için olmuş olur. (Râzi, age., 19/120-123)

Kötü Söz

Allah Teâlâ, “Kötü bir kelimenin misali de, toprağın üstünden koparılıvermiş kötü bir ağaç gibidir ki, onun hiçbir sebatı yoktur” buyurmuştur.

“Kötü ağaç” Allah’ı bilmemektir. Çünkü Allah’ı tanımama afetlerin ilki, korkuların başı, bedbahtlıkların da en başta gelenidir. Allah Teâlâ, bu durumu şu üç sıfatla muttasıf olan bir ağaca benzetmiştir:

Birinci sıfat, onun kötü bir ağaç olmasıdır.

İkinci sıfat: Âyetteki “kökünden koparılmış” tabiridir. Bu sıfat, “şecere-i tayyibe”nin, “kökü sabit” şeklindeki sıfatı karşılığındadır. Allah’a şirk koşmanın ne bir delili, ne bir sebatı, ne de bir kuvveti vardır.

Üçüncü sıfat: “Onun hiçbir sebatı yoktur” ifadesidir. Bu sıfat, “kökünden koparılmış” tabirinin tamamlayıcısı gibidir ve “bir istikrarı yok” demektir. Bir delil ile desteklenmemiş söz, buna benzetilmiştir. O da sabit ve dayanıklı değildir, yıkılıp gider.

“Allah, iman edenleri hem dünyada hem âhirette o sabit söz üzerinde sağlam bir şekilde tutar” buyurmaktadır. “Güzel kelime”nin “kökünün sabit”, “kötü kelime”nin de köksüz ve istikrarsız olduğu açıktır. Dolayısı ile marifetullah ve tâatullahtaki devamlılık neticesinde, Allah’ın mükâfat ve ikramının da devam edeceği açıkça anlaşılmaktadır. “Allah, zalimleri ise saptırır.” “Kötü kelime”nin sabit bir kökü ve yükselmiş dalları olamayacağı için, “kötü kelime” sahibi zalim kimseler, Allah’ın (celle celâluhu) ikramından uzak kalır, sevaba nail olamazlar. (Râzi, age., 19/123-124)

Sonuç

Yaratılışın temel hedefi Allâh’a iman, insanlığın en önemli derecesi de marifetullahtır. En büyük mutluluk ve en tatlı nimet de o marifetullah içerisindeki muhabbetullahtır. Bir sözün, kelimenin, ifadenin, “marifetullah”, “muhabbetullah” ya da “ibadetullah” ile ilgili ulvi ve yüksek dereceleri doğurabilmesi için, telaffuz edilen kelimelerin, karınca kararınca bile olsa, bu yüksek maksatlara hizmet etmesi gerekir. Dolayısıyla, âlî maksatlar için zihinde resmedilen ve akıl gözü ile görülebilen kelimeler, mutlaka birbirlerine yardımcı bir vaziyet almış olmalıdırlar. Çünkü sadece “güzel sözler Allâh’a yükselir.” (Fatır 35/10) Çirkin söz ve benzetmelerin Allâh’a (celle celâluhu), O’na (celle celâluhu) duyulan muhabbete ve marifetullaha nispet edilmeye çalışılması, bu sözlerin Allâh’a (celle celâluhu) duyulan safi sevgiyi sembolize ettiği iddiaları temel naslar açısından kabul edilemezlik oluşturmaktadır. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Allah Teâlâ hazretlerinin, çirkin ve değersiz söz sahiplerine buğz ettiğini ifade buyurmaktadır. (Tirmizi, birr 62) Cenab-ı Hak, bu gibi insanlara bir değer ve kıymet de atfetmeyecektir. (Kehf, 18/105)

Anlam gerektiriyorsa lafız/kelimenin süslü olmasında elbette bir mahzur yoktur. Ayrıca maksada uygun ise, parlak bir üslup da tercih edilebilir. Gerçeğin hırpalanmaması ve zedelenmemesi şartı ile teşbihe, mecaza ve hayale elbette yer verilebilir. Fakat şurası çok açıktır ki hitabın süsü, elbisesi ya da güzelliği, söylenilen lafızların kendi kalıpları ile tezahür etmektedir. “Gül” ve “gül kokusundan” bahseden kimsenin “gülistanı” hayal ettirmesi, hurma çekirdeğinin de hurma ağacına hamile olması gayet normaldir. “Diken” yavelerini telaffuz eden kimsenin “dikenliği” hissettirmesi, “savaş” kelimesinin insan zihninde harp meydanına bir pencere açması ve canlandırması, kötü kelimelerin insan zihni ve iradesini nameşruya ve dalalete götürme ihtimalinin büyüklüğü de açıktır. Acı dülek bitkisinin tohumu acı dülek ürettiği gibi, kötü sözden kaynaklanan küfür ve dalalet tohumu da tazib edici bir Cehennemi netice verecek, güzel sözden kaynaklanan iman ve hidayet de Marifetullah ve muhabbetullahı intaç edecektir.

İradelerimizin ibadetullaha, zihinlerimizin mârifetullaha, hislerimizin muhabbetullaha, lâtifelerimizin müşahedetullaha yükselebilmesi, takvâ nam ibadet-i kâmileye muvaffak olunabilmesi, sır ufkunun aşılıp, hafâ ve ahfâ şahikalarının müşahede ve temaşa edilebilmesi dileklerimizle..

Seviyeli Sohbet
islami Sohbet
islami Sohbet Dinle
islami Sohbet Videoları
Kanal 7 Sohbet
islami Sohbet Konuları
islami Chat
islami Sohbet Odaları
ideal sohbet
mynet sohbet
nur islami sohbet
islami evlilik

islami sohbet, dini sohbet dinle, dini sohbet videoları, kanal 7 sohbet, seviyeli sohbet, dini sohbet konuları, dini chat, dini sohbet odaları

Category: Genel

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

166 Spam Comments Blocked so far by Spam Free Wordpress

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.